Ana içeriğe atla

BİR KARIŞ FAZLA ŞİMENDİFER ve 20 KASIM 1925 (2)

Anadolu topraklarında demiryolu yapımının tarihi 1856 yılında İngiliz şirketi ORC’ye verilen imtiyazla yapılan İzmir-Aydın demiryolu ile başlamaktadır. Osmanlı döneminde İngiliz, Alman ve Fransız şirketlerince yapılan imtiyazlı demiryollarının Türkiye topraklarında kalan kısmının uzunluğu 4 bin 112 kilometredir. Bu hatların büyük çoğunluğu Batı Anadolu ile liman şehirleri arasında olup yabancı şirketlere aittir.

Cumhuriyet’in kuruluşunun ardından Mustafa Kemal Atatürk ve kadrolarının en fazla önem verdiği alanlardan biri demiryolu yapımı olmuştur. Bir yandan yeni demiryolu hatlarının yapımına başlanırken bir yandan da yabancı şirketlerin elindeki hatlar kamulaştırılmıştır.

Dönemin en önemli ulaşım aracı olan demiryolları Anadolu’nun verimli ovalarında üretilen ürünlerin hızlı bir şekilde taşınmasına, sosyal ve ekonomik kalkınmaya hizmet edecektir. Aynı zamanda 13 Ekim 1923 tarihinde Ankara’nın başkent olarak kabul edilmesinin ardından Ankara’nın Anadolu ile bağının kurulması da gereklidir. Bunun için atılacak en önemli adımlardan biri Ankara-Sivas demiryolu hattının yapımı olmuştur.

Ankara-Sivas hattının tarihsel kökeni 1900’lere dayansa da Birinci Paylaşım Savaşı koşullarında ve Rusya’nın da baskısıyla bu hat yapılamamış ancak Ankara’dan Yahşihan’a kadar bir dar hat yapılabilmişti. İşte bu hat tamamlanacak ve Anadolu’nun içlerine ulaştırılacaktı. Bu doğrultuda Ankara-Sivas demiryolu hattının yapımı Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen 23 Mart 1924 tarihli 449 sayılı kanun ile kararlaştırıldı.

Ankara'dan Sivas'a uzanan bu demiryolu projesi önce Yerköy'e uzanıyor ve ardından Kayseri’ye değil doğrudan Sivas’a gidiyordu. Neden Yozgat'a uğramadığı konusunda kamuoyunda yapılan tartışmalar ise tarihi bilgileri çarpıtmaktan ve topoğrafya bilmemekten kaynaklı. Osmanlı döneminde hazırlanan güzergâh planında da demiryolu Yozgat’a uğramamaktadır. Çünkü zor şartlarda yapılan yolların bir vadi güzergâhından geçirilmesi en ekonomik olanıdır. Bu konu hakkında çok fazla bilinmeyen bir detay ise Cumhuriyet döneminde Nafia Vekâleti (Bayındırlık Bakanlığı) önce demiryolu güzergâhını “Şefaatli'den sonra Kanak Çayı vadisini takip ederek Peyik ve Karamağara üzerinden ulaşacağı Tokat (Musaköy) taraflarında Samsun'dan gelecek hatta bağlanacak şekilde” belirlemiştir. Ancak beraberinde yapılan teknik tartışmalarda bu güzergâh uzunca bir mesafede ciddi bir yerleşim yerinden geçmemesinden ve güzergâhın çok fazla engebeli olmasından kaynaklı revize edilerek Karasu Çayı vadisi boyunca güneye doğru kaydırılmış ve Kayseri gibi önemli bir ticaret şehrinden geçirilmiştir.

Bu şekilde değişiklikler yapılan Ankara-Sivas hattının ilk etabı olan Yahşihan-Yerköy hattının inşaatına Nisan 1924 tarihinde başlanılmış ve ‘şimendifer’ dönemin zor koşullarında 20 Kasım 1925 günü Yerköy’e uzanmış ve istasyon işletmeye açılmıştır.

21 Kasım 1925 tarihli Cumhuriyet gazetesi, “Yerköy tren istasyonu dün merasimle açıldı” başlığıyla verdiği haberde açılışın 19 kişilik bir heyet tarafından yapıldığını yazar. Açılış için Yerköy (Yozgat) istasyonuna dönemin Meclis Başkanı Balıkesir Milletvekili Kazım Özalp Paşa gelir. Fotoğrafta kalın kürklü olan kişi Kazım Özalp Paşa’dır ve Atatürk'ün Harbiye’den sınıf arkadaşıdır. Kazım Özalp ile birlikte gelen heyette (tespit edebildiğim kadarıyla) Nafia Vekili (Bayındırlık Bakanı) İstanbul Milletvekili Süleyman Sırrı Aral, Kocaeli Milletvekili İbrahim Süreyya Yiğit, Trabzon Milletvekili Ahmet Hamdi Ülkümen ve Yozgat Milletvekili Süleyman Sırrı İçöz vardır.

Cumhuriyet’in Anadolu’da ilk demiryolu eseri olan Yerköy demiryolu hattının açılışında hazır bulunan Nafia Vekili Süleyman Sırrı Aral ile ilgili anılar bizlere çok şey anlatmaktadır. Çünkü Nafia Vekili hasta yatağından kalkarak Cumhuriyet’in inşa ettiği ilk demiryolu eserini görmeye Yerköy’e gelmiş ve kısa bir zaman sonra 15 Aralık 1925 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

Süleyman Sırrı Bey’in ölümünün ardından, Cumhuriyet gazetesi başyazarı Yunus Nadi şunları yazmaktadır;

“Süleyman Sırrı Bey, genç Cumhuriyetimizin milli siyasetini en iyi kavramış önde gelenlerinden biri idi. Nafia işlerinin bir memleketin geleceğinde oynayacağı rolleri ne kadar geniş ve güçlü bir bakış ile kavramış olduğuna yakinen vakıf olduğum zaman, kendisine takdir ve hürmetlerim sonsuz bir surette artmıştı. Bu meseleleri İsmet Paşa’dan sonra en iyi anlayanlardan biri şüphesiz kendisi idi.

Süleyman Sırrı, kutsal bir vazife başında ölen şanlı ve kahraman bir kumandana ne kadar benziyor. Hasta hasta kalktı. Yerköy’e uzanan Ankara-Sivas hattının açılış töreninde hazır bulunmaya gitti. Nebizade Hamdi Bey’in bu merasime ait gönderdiği mektubun Süleyman Sırrı ile ilgili olan şu satırlarına bakınız.

‘Nafıa Vekili, bütün seyahat süresince ancak demiryollarımız söz konusu olurken söze karışıyor, bu mevzu değişince hastalığının tesiriyle hafif hafif inliyordu. Konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıkarken nasıl söz söyleyebilecek diye düşündüm. Meğer aldanmışım. Söze başlar başlamaz, üzerindeki hastalıktan eser kalmadı. Karşımızda en neşeli zamanlardaki Süleyman Sırrı Bey vardı. Gür ve imanlı bir sesle hitabesini yaptı. Millete yarının başarıları için güvence verdi’.” [Bilsay Kuruç, Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi Büyük Devletler ve Türkiye]

Cumhuriyet’in ilk eserlerinden olan bu demiryolu hattı devamında 29 Mayıs 1927’de Kayseri’ye, 30 Ağustos 1930’da ise Sivas’a ulaşmış ve böylelikle Anadolu’nun verimli ovalarının önemi artmış, buğday daha hızlı nakledilebilmiş, posta hizmetleri gelişmiş, ulaşım kolaylaşmış ve ekonomik kalkınma hızlanmıştır.

Sonuca bağlarsak; bundan yüzyıl önce çok zor koşullarda yapılan demiryolları Anadolu'nun tarım ürünlerini, madenlerini limanlarla, halkını ise başkentle ve diğer şehirlerle buluşturmuştur. Atatürk’ün yurt gezilerine tanıklık etmiştir. Atatürk döneminde 3 bin kilometreden fazla demiryolu yapılmıştır. “Ana yurdu demir ağlarla ören” demiryolu tek ulaşım aracı olduğu için kalkınmanın ana aracı olmuştur.

Demiryoluyla birlikte yapılan buğday siloları da kırsal kalkınmayı hızlandırmıştır. Anadolu’nun verimli ovalarında üretilen buğdayı önemli bir katma değere dönüştürmüş ve istasyonların etrafında Yerköy örneğinde olduğu gibi yeni şehirler kurulmuştur.

İşte Cumhuriyet'in en büyük kazanımı Anadolu'yu bu şekilde imar ederek yaşanabilir bir ülke kurmak olmuştur.

Cumhuriyet’in onuncu yılında “Yurttaşlarım! Az zamanda çok iş yaptık. Ancak yaptıklarımızı asla yeterli göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz.” diyen Mustafa Kemal Atatürk’e ve bu güzel ülkeyi yurt yapanlara saygıyla…

*Bu yazı 25 Kasım 2021 tarihli Yerköy gazetesinde yayımlanmıştır.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BOZKIRIN TEZENESİ NEŞET ERTAŞ

“Garip” mahlasını kullanan ve abdal geleneğinin 20. Yüzyıl temsilcilerinden Neşet Ertaş, 1938 yılında Çiçekdağı ilçesinde başladığı hayat mücadelesine müziğe ve halk edebiyatına kazandırdığı yüzlerce eserin tasavvufi hazzını yaşayarak nokta koymuş ve 2012 yılında gözlerini yummuştu. Ölümsüz eserleriyle, yaşam felsefesiyle halkın gönlünde hiç yummadı o gözlerini. Çocukluğunda başlayan müzik hayatı, kendi biyografisini kaleme aldığı eserinde şu şekilde dökülmüştü dilinden. “Dizinde sızıydı anamın derdi Tokacı saz yaptı elime verdi Yeni bitirmiştim üç ile dördü Baban gibi sazcı oldun dediler” Ustası, babası Muharrem Ertaş’tı. Ondan aldığı usta-çırak eğitimiyle ve Türkmen-Abdal geleneğiyle yoğrulan Ertaş ilk sazını bağrına bastığından beri hiç bırakmadı. Onun beslendiği kültürde saz çalmak, türkü söylemek sıradan bir uğraş değil, adeta ibadetti. Dadaloğlu’nun avazı, Karacaoğlan’ın beyitleri, Pir Sultan’ın deyişleri, Muharrem Usta’nın bozlakları… Beslendiği bu kült...

SARILAR A.Ş MADENCİYE KARŞI

Ülkemizin önemli maden havzalarından olan Soma ve Ermenek'te madencilerin peşpeşe yaşadıkları iş cinayetlerine ve uzunca bir zamandır süren hak mücadelesine tanıklık ediyoruz. Sesini her çıkardığında karşısında jandarmayı bulan maden işçileri 6 yıldır sadece kıdem tazminatlarının ve iş mahkemelerinde kazanılmış tazminatlarının ödenmesini istiyorlar. Bu tazminat mağduriyeti yaklaşık 3 bin 500 işçiyi ilgilendiriyordu. 1 yıl önce Bağımsız Maden-İş Sendikası öncülüğünde mücadeleye ivme kazandıran işçiler meşru her yolu deneyerek 23 Temmuz 2020'de yasanın çıkarılmasını sağlamışlardı. Ancak bu yasa değişikliği sadece Soma Holding'e ait rödovanslı Işıklar, Atabacası ve Geventepe ocaklarını kapsadı. Diğer rödovanslı sahaları kapsamadı. Yasa değişikliğine göre bu rödovanslı sahalarda çalışan madencilerin alacakları TKİ tarafından ödenecek ve bu ödeme şirket yöneticilerine rücu edilecekti. Çünkü rödovans sistemi TKİ ile şirket arasında bir sözleşmeye bağlıydı ve TKİ'nin de soruml...

Çiçekdağı (Mecidiye) Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

Milli Mücadele döneminde Çiçekdağı gerek Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile ileri gelenleriyle gerek Ali  Galip Bey gibi cephede gerekse de Çapanoğlu isyanı sırasında isyanın ilçelerine sıçramasını önleyip  (Kırşehir’in ardından Konya’daki diğer hilafet yanlısı isyancılarla buluşma noktasında önemli) Ankara  ile devamlı bilgi alışverişinde olmaları ardından da isyanı bastıran Çerkez Ethem’e rehberlik etmeleri  ile kayda değer katkılarıyla adlarından söz edilmeyi başarmış değerli insanları içinden çıkarmış bir  ilçedir. Çiçekdağı ilçesinde o dönem aynı düşünceye hizmet amacıyla kurulmuş olan; Çiçekdağı (Mecidiye)  Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti de başta cemiyet başkanı Dağıstan Bey olmak üzere, cemiyet kâtibi Hacı  İbrahim Efendi, müftü Hayrullah Efendi, Belediye Başkanı Necip (İnce) Bey ile cemiyetin gençlik  kollarını oluşturan Osman Şevki (Çiçekdağ), Reşat Akyön ve Ali Galip (Gençoğlu) Bey’in kurdukları  Çiçekdağ Tenvir-i Efkâr Yurdu ve Çiçekdağ T...